İMAM-HATİP’ Lİ

İMAM–HATİP’ Lİ

İmam Hatipli olmak, İslam yolunda talebe; dünyaya hükmedecek başkan olmak…
Zordur, çetindir bu görevi üstlenmek bu ismi taşımak. Ama mesele İmam Hatipli olmak değil, İmam Hatip ruhuna sahip olabilmektir.
İstenilmez, küçük görülür. Ne büyük yanılgı… Müslümanların çoğunluğunu oluşturduğu bir ülkede gençlerin Kur’an-ı Kerim okumasından hadis ezberlemesinden rahatsızlık duyulup bu okulların kapatılması için yapılan karalamaların, atılan sloganların ardı arkası kesilmiyor. Ama asıl korkuları ne Arapça bilmemiz ne siyer görmemiz, onların asıl korkusu İmam-Hatipli doktor, avukat, öğretmen, tüccar, yönetici, gazeteci ya da yazar görmek. Çünkü onlar da biliyorlar, bir işte Allah’ın rızası, ümmetin iyiliği varsa kötü olmayacağını. İmam Hatipli bir işi yaptı mı tam yapar. Besmele çeker ve en iyisine Allah’ın rızasına niyetlenir. Yurdun insanı ve dava adamı olmaktır. Değil çift kanatlı gerektiğinde kanatsız uçmaktır. Hak yolda yürümek, hak dava için bağırmaktır. Bulunduğu ortamda öncü olmak, her davranış ve sözünde örnek olmaktır. Bu bilinç ile yetiştirilir ve bunun bilincinde hareket eder İmam Hatipli.
Gözünü kapatmaz İmam Hatipli. Kur’an-ı Kerim ve sünnet ışığında doğruyu yanlıştan ayırır. İyiliği önce kendine emreder önce nefsine terk ettirir kötülüğü, sonra başlar yakınlarından. Çünkü görevimiz budur bizim. “İyiliği emret, kötülüğü terket. ” İmam Hatipli olmak bir mirastır bize, nesilden nesile aktarılan bir vazife… Emanet verilen dünyayı kurtarmaktır zulümden amacımız. Kılıçta da kalemde de keskin olmaktır zalime karşı. Mazluma ümit, yetime gülümseme, kötüye kâbus olmaktır İmam Hatipli olmak. Müslüman kardeşi savaşta şehit düşerken, küçük bir çocuk ağlarken susuzluktan, bir anne ayrı düşerken yavrusundan nasıl rahat bi’uyku girer ki gözümüze? İşte bu yüzden gözünü de kulağını da kapatmaz, kapatamaz. Ne yalana ne yanlışa. Sözünde dürüst, özünde doğru olmaktır İmam Hatipli olmak. Dünyada olup bitenin farkında olup, tarihten ders alıp buna göre davranandır. Şuurlu ve farkındalıklı davranandır İmam Hatipli. Doğuyu batıyı yedi kıtayı karanlık dünyayı elindeki tüm fenerleri yakarak, tüm donanımı kullanarak İslâm’ın nuru ile aydınlatma yolundadır.
Selahaddin Eyyubi gibi gülümsemesinde merhamet olması, bakışıyla düşmana korku salmasıdır. Bir Eyüp Sultan Hazretleri gibi Medine’den İstanbul’a, Rasullullah(s.a.v.)’ın bir sözüne bir ömür adamaktır. Bazen de Fatih Sultan Mehmet gibi fetheder gönülleri, fetheder İslâm adına şehirleri. İmam Hatipli olmak bazen sınırda çatışan bir asker, mecliste konuşan başkan, gazetede yazan el, bazen hastanede doktor, mahkeme salonunda hakimdir. Hayatta ki en güzel hocadır, gönül doktorudur bazen de. Hasan el Benna, Aliya İ. Begoviç gibi. Zeynep El Gazali, Esma Biltaci gibi. Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl gibi. Şule Yüksel Şenler, Ayşe Hümeyra Ökten gibi…

İmam Hatipli olmak bir şuurdur. Bu şuur ile yaşanır, yaşatılır. Ahir zamana karşı ayakta, Allah’ın huzurunda daim kıyamda olmaktır…
Başta İmam Hatip neslinin abisi olan, okullarımızın kurucusu Celalettin Ökten hocamıza ve İmam Hatipler için kendini dahi feda edenlere Allah’tan rahmet diliyor, İmam Hatiplerde eğitmenlik yaparak koca bir ruh inşa eden hocalarımıza ve İmam Hatiplerde kazandığımız aynı davaya baş koyduğumuz abi, abla ve kardeşlerimize teşekkür ediyoruz…
Rabbim emeği geçen herkesten razı olsun… Haklarınızı helal edin.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

1 Yorum

  1. Esma Kocaman says:

    “Ama asıl korkuları ne Arapça bilmemiz ne siyer görmemiz, onların asıl korkusu İmam-Hatipli doktor, avukat, öğretmen, tüccar, yönetici, gazeteci ya da yazar görmek. Çünkü onlar da biliyorlar, bir işte Allah’ın rızası, ümmetin iyiliği varsa kötü olmayacağını.”
    Kalemine sağlık Büşra’cığım. Dilerim Rabbim ömrün boyunca kalemini hak yolda kullanmayı nasip etsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir