ZAMANIN, GAFİL AVLAYANI:ŞÖHRET…

 

Kelime manası ‘herkesçe bilinme, tanınma, ünlü olma durumu, ün.’ olan Şöhret bir insanın hırsından dolayı ortaya çıkan ve fazlası hiç istisnasız zarara sebebiyet veren bir durumdur. Yüzyıllar boyunca dünya, bazı insanların çeşitli çekememezlik, yükselme hırsı yüzünden çok badireler atlatmıştır.Özellikle önceki dönemlerdeki devletlere baktığımızda akıtılan binlerce kanın sebebinin Şöhret olduğunu rahatlıkla müşahede edebiliriz. Keza günümüz dünyasındaki devletlerde de Şöhret, şöhretini kan akıtılmasına, çeşitli entrikalara ve anlaşmazlıklara sebebiyet vererek devam ettirmektedir.

Şöhretin kişinin bulunduğu mevkiyle doğrudan bir ilişkisi ve doğru orantısı vardır.Şöhret arttıkça Şöhret hırsı da artar. Mesela küçük bir çocuk kendisini sevdirmeye çalışırken bilmese de ailenin diğer çocuklarından daha ünlü olma isteğindedir. Bu ilgi isteme hakkı olarak gözükebilir ama hududu aştığında bu da şöhrete dönüşür. Kadınların açılıp saçılması gibi;Evli değilse sabredememesi evliyse Kocasının verdiği ilgiyi yeterli bulmayıp Şöhret hastalığıyla ilgi çekmeye çalışması.. Veya bir öğrencinin lise ve üniversite telaşına düşmesi – günümüzde büyük oranda- makam mevki yani Şöhret içindir. Bu konuda hepimiz kendimizi sorgulamalıyız,istediğim mesleği ben neden istiyorum diye… Aynı şekilde önceki yazılarımda bahsettiğim anne babanın çocuklarının geleceğini düşündüğünü sanarak mevcut Eğitimsizlik eğitimine alternatif çare üretmeden baskı yapması fikrini ikiye bölüyor; bu şekilde düşünen gafiller ve dünyada ses getiremeyen; ses getirme görevini bâri çocuğum vesilesiyle alayım diye düşünen bir güruh diye ayırıyorum. Yani ‘şunun oğlu şurada şu mevkide’ desinler hesabı… İnanın bunu fark etmek zor değil. Anne baba sürekli yüksek mevkii mesleklerden bahsediyorsa bilin ki sizi düşündüğü filan yok,sadece nefsinin Şöhret hırsını sizi düşünme kılıfıyla kapatmış ve kendini de buna inandırmıştır..

Ses getirme demişken Bâki’nin şu beyitini hatırlayalım:Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal/
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş
(Bu âleme Hz. Davud gibi bir ses bırak¸ çünkü bu dünyada kalıcı olan güzel bir sestir.)
Bu beyit de aynı şekilde Şöhret bırak demekten başka bi şey değildir. MÜ’MİN ŞÖHRET BIRAKMAK İÇİN YAŞAMAZ! Mü’min Mü’min olduğu için yaşar yani Allah ne dediyse onu yapar. Çünkü İslam’ın Şöhreti tavsiye ettiği bir mevzuu yoktur bilakis İslam her alanda tevazulu davranmayı över. Mesela sadaka vermenin ve nafile ibadetlerin gizlisi daha makbul ve faziletlidir. Gösterişin, gösteriş için olan her türlüsü YASAKTIR! KURAN düsturu ve Peygamber buyruğu ile üstünlüğün mevkide değil TAKVADA büyüklerin ifadesiyle nefsin en son bıraktığı liderlik duygusunun önemli değil liyakatin önemli olduğu belirtilmektedir.. Bütün bunlara bakarak Bâki’nin beyiti ve Mü’min tavır için şunları diyebiliriz:

– İnsanın isminin o öldükten sonra hayırla anılması güzeldir ama insan bunun için yaşarsa o çirkindir..
– Mü’min olarak aslında tevazu gösterdikçe Hak ve Halk nezdinde yükseldiğimizi fark etmeli ve bütün mevkilerde tevazu sahibi ve gösterişten uzak olmalıyız.
– Hırsın insanı kör ettiğini, bu sebeple makam hırsından Allah’a sığınma şuurunu bellemeliyiz…
– Liderlik isteğinden kaçınmayı, başarmaya çalışmalıyız..
– Yaşlandıkça yaşama hırsının artması Şöhret hırsının artması ile paraleldir.
Özetle: ŞÖHRET AFETTİR…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir